İpeğin Hikayesi

Tarihi yalnızca insanların yazdığını sanırız; oysa tarihi böcekler de yazar! Bu söz sizi şaşırtabilir ama, gerçek olan şu ki, insanlığın bir döneminin tarihini yazanlar ordular değil, ipekböcekleri olmuştur! Çünkü onların ürettiği ipeğin yarattığı ticaret yolu, ülkeleri, sınırları ve göçleri şekillendirmiş; uygarlıkların çizdiği yolları belirlemiştir. Avrupalı tüccarlar, ipeği, baharatı, porseleni ve daha birçok Doğu ürününü deve kervanlarıyla Batıya taşırken kullandıkları yollara İpek Yolu dediler. İpekböceğinin keşfi, kaynaklarda bir kraliçeye atfedilir. İÖ. 2600 yıllarında Çin İmparatoru Hoangiti zamanında, sarayın bahçesinde dut yapraklar yerken görülen tırtıllar merak uyandırır. İmparator, tırtılların incelenmesini kraliçe Shi-Ling-Shi'ye bırakır. O da benzersiz bir iplik üreten bu şaşırtıcı yaratığı yıllarca gözlemler ve sonunda ipek üretimini keşfeder. Bu tarihten sonra ipekçilik Çin'in en önemli zenginlik kaynağı olur. İpekböceği kutsallaşır; kraliçe Shi-Ling-Shi de yeni bir ad kazanır:

İpekböceği tanrıçası…

 

Kozacılık yüzyıllarca Çinlilerin gizli sanatı ve bir sır olarak kalır. İpekten dokunan giysiler ve halılar, dokunulunca tende yarattığı etkisi, gösterişi ve ışıltısı nedeniyle büyük talep yaratır. İpek, kralların birbirlerine yolladıkları armağanların başına gelir yerleşir. Bu yüzden, Çin'in gelir kaynağı haline gelen kozaların ülke sınırları dışına çıkarılmasını önlemek amacıyla ölüm cezaları dahi konur.

 
Çinlilerin bu sanatını dünyaya, Türklerin yaydığı söylenir. Türkistan'ın Hotan eyaleti hakanı 149 yılında bir Çin prensesi ile evlenmeye hazırlanmaktadır. Gelin olacak prenses müstakbel eşine benzersiz bir düğün armağanı vermek niyetindedir. İpekböceği tohumlarını uzun saçlarının arasında saklayıp Çin'in dışına çıkarır ve Hotan'a götürür. Bir aşkla birleşen öykünün gerçek olup olmadığı bir yana, bu konuda başka söylenceler de vardır. Bunlardan birine göre, Bizans imparatoru Iustinianos zamanında, 555 yılında, Türkistan'a gönderilen iki Nasturi rahip bu sanatı yıllarca çalışarak sabırla öğrenirler ve bastonlarının içine sakladıkları kozalarla, ipekböceğini Anadolu'ya getirirler. Bir başka görüş de, ipekböceğinin Memluk Hakanı Tomanbay'ın Bursa'ya gönderdiği 400 koza ustasıyla Anadolu'ya yayıldığı şeklindedir.Hangisi gerçek olursa olsun, bildiğimiz şeylerden biri Anadolu’nun ipekböceğine bir dönem kucak açtığıdır. Bursa’daki tarihi Koza Han, ipeğe bağladığı varoluşunu, son yıllara kadar geleneksel koza mezatlarıyla sürdürmüştür. Bundan yüz yıl önce, Anadolu’nun her yerinde ev tezgahlarında ipek dokunuyordu.
   
       
 
İpekböceğinin öyküsü var da, ipeğin yok mu? İpekböceği tırtılları yumurtadan çıktıkları zaman kahverengi ya da siyah renkteki tüy yumaklarına benzerler. Zamanla renkleri açılır, beyaz olur. Tüyleri de dökülür, yumuşak bir deri halini alır. Bir topluiğne ucu kadar ufak olan bu tırtıllar, altı haftalık ömürlerinde, beş yaş yaşar. Her yaş yedi-sekiz gün sürer; sonra bir-iki gün uyurlar. Böcekler bu kısa ömürlerinde dört kez uykuya dalarlar. Uyandıklarında böceklere dut yaprağı verilir. Her uykudan uyanan ipekböceğine "alaldı" denir.Son alaldıya gelince böcekler kılavuz vermeye başlarlar. Kılavuz. böceğin ilk koza sarmaya başladığı andır. Böcek, başını kaldırıp bir şey arıyormuş gibi sallanmaya başladığı zaman, ipek çıkarmaya başlayacak demektir. Bu arada, meşe ve çam gibi dallar, dikine saplanır, böcekler büyük bir hışırtı ile bu dallar arasında kendilerine yer bulmaya çalışırlar. Üretim başlamak üzeredir.
 
İpek üretiminin yaygınlaşması birtakım yanlış inanışlara da yol açar. Çünkü bir zamanlar, böcek ipek sararken teneke çalıp gürültü çıkarmak bir gelenek halini almıştı. Çünkü, bu gürültü nedeniyle böceğin ürküp, daha kısa sürede iplik saracağına inanılırdı. Oysa ipekböceği, kozasını her zaman üç gün içinde örer.
 
 

İpekböceğinin üzerine sardığı ipeği özenle almak, sonra bunu kumaş yapmak için daha birçok iş yapmak gerekir.. Koza içindeki ipekböceği, ya güneşe bırakılır ya da sıcak su buharında öldürülüp, kozayı delmesi önlenir. Sonra 80-90 derece sıcaklıktaki su kazanlarına atılan kozaların ipliklerinin yumuşatılmasının ardından, bir süpürge ile ustaca kozaların üzerine vurularak, kozaların uç vermesine çalışılır. Uç veren kozalar, bir çıkrık ile çekilir, çıkrık döndükçe, kozanın üzerindeki ipek ipliği yavaş yavaş çözülür. Böylece ham ipek adını verdiğimiz üretim gerçekleşir.

Bugün ipek yapay yollarla da üretilse de, gerçek ipek, tahtını kimselere bırakmamıştır.

 
       
       
Check your own Carpet !

© herekesilkcarpet